collapse

* Konular

* Tavsiye bölümlerimiz


Gönderen Konu: Türkçe Dersi Nasıl Öğretilir?  (Okunma sayısı 4733 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı anfora

  • Administrator
  • Çok paylaşan
  • *****
  • İleti: 10274
  • Karma: +33/-30
  • Paylaşmak güzeldir...
Türkçe Dersi Nasıl Öğretilir?
« : Ocak 01, 2011, 10:45:12 am »
TÜRKÇE

Türkçe dersi, öğretimin temelini oluşturan bir "araç-ders" niteliği taşıdığından, bu dersin inceliklerini öğrenmeyen bir öğrencinin diğer dersleri anlaması da zorlaşacaktır. Öğretmenin diğer derslerde anlattıklarını, ders kitaplarında okuduklarını anlayıp anlatabilmesi, öğrencinin Türkçe dersindeki başarısı ile ilgilidir. Bu ders, öğrencinin anlama ve anlatım gücünü en iyi biçimde kullanabilmesini sağlamak için plânlanmalıdır.

Türkçe dersi etkinlikleri, sadece Türkçe ders saatleriyle sınırlı kalmamalı ve her derste Türkçe dersi ile ilgili hatalar düzeltilip, eksikleri tamamlama yoluna gidilmelidir. Öğrenci güzel ve akıcı konuşmayı, anladığını sözlü veya yazılı olarak ifade etmeyi bu dersteki etkinliklerle öğrenir.

Türkçe dersi, ünite ve yıllık planlamada "anlama", "anlatım (yazılı-sözlü)", "dilbilgisi" ve "yazı" olarak alt bölümlere ayrılmış olsa da, günlük plan uygulamasında bu tür ayrımlara gidilmemekte, yeri geldikçe alt bölümlerden her ders saatinde yararlanılmaktadır. Türkçe dersinin işlenişinde (günlük planlamada) anlama, anlatım, dilbilgisi, yazı gibi ayrımlara gitmeye ve haftanın günlerinde bunları ayrı ayrı göstermeye gerek yoktur. Çünkü Türkçe dersi bir bütün olup, anlama veya anlatım faaliyetleri esnasında dilbilgisi veya yazı kurallarıyla ilgili bir konuya temas etme ihtiyacı hasıl olabilir. Fakat ünite planlarında anlama, anlatım, dilbilgisi ve yazı dersleri ile ilgili olarak hangi davranışların kazandırılacağının ayrı ayrı gösterilmesinde sakınca olmayıp, bilakis öğretmene faydalı olacak bir davranıştır.

1948 İlkokul Programı, Türkçe dersinin bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğine işaret etmiş ve bu durum günümüz programlarında da devam etmiştir.

Türkçe dersi öğrencilere doğru ve düzgün konuşma, ifade etmek istediğini en kısa yoldan anlatma beceri ve alışkanlığı kazandırmayı amaçlamıştır. Okuma alışkanlığı ve kitap sevgisi verme de bu dersin amaçlarındandır. Okuma ve yazmayı yeni öğrenen çocuk için her okuma metni, keşfedilmeyi bekleyen, bilinmeyen ve ilgi çekici bir hazinedir.

"Türkçe'yi doğru olarak, bilinçle ve güvenle kullanmayı alışkanlık haline getirmenin en etkili yolu, derslerde öğrencilere, sık sık düşüncelerini sözlü ve yazılı olarak anlatma imkân ve koşullarını sağlamaktır. Öğretmen, onları, bir sistem içinde ve kendi seçeceği konularda ne kadar çok konuşturur, yazdırırsa ve bu etkinlikler üzerinde ne kadar çok düşündürür, onların eleştiri yapmalarını sağlarsa, olumlu sonuç almayı o kadar kolaylaştırmış olur."

Türkçe, bilgi dersinden ziyade ifade ve beceri dersidir. Bu nedenle, bu derste ezber yönteminden kaçınmak gerekir. Öğretmenlerin, bu derste bir takım kural ve kavramları ezberletmeleri yanlış olur. Kural ve kavramlar üzerinde ders konuları içerisinde yeri geldikçe durulmalı, bunlar öğrenciye tanıtılmalı ve bu davranışlar alışkanlık haline getirilmelidir. Türkçe dersinde önemli olan, öğrencinin okuduğu veya dinlediği bir konunun ana fikrini anlaması ve bu konuyu çözümleyebilmesini sağlamaktır.

Türkçe dersinde çözümleme, bireşim, tümevarım, tümdengelim, direkt dil öğretim metodu gibi problem çözmede kullanılan ve yargı ile anlama gücüne dayalı bilimsel yöntemler kullanıldığı gibi; anlatım, soru-cevap, dramatizasyon, gösteri, küme çalışması, gözlem ve inceleme gibi birçok yöntemden de faydalanmak mümkündür. Bu dersin özel öğretim yöntemlerini "İlkokuma ve yazma", "Sözlü ve Yazılı Anlatım", "Dilbilgisi" başlıkları altında incelemek gereklidir.
 
a) İlkokuma ve Yazma Öğretimi

Bu ders, öğrenciye hayatı boyunca kullanacağı dil ile okuyup yazabilmenin genel kurallarını kavratmayı amaçlar. Ülkemizde 72 ayı dolduran çocuklar ilkokul birinci sınıfa kaydolur ve ilkokuma ve yazma öğretimine başlarlar.

İlkokuma ve yazma öğretiminde göz önüne alınması gerekli ilkeler şunlardır:

Kullanılacak araç-gereçler çocuğun yakın çevresinden seçilmeli ve bildiği şeyler olmalıdır.
Burada somuttan soyuta, bilinenden bilinmeyene doğru bir yol izlenmeli ve planlı çalışma yapılmalıdır.
Öğrencilerin daha fazla duyusuna hitap eden etkinliklerle davranış kazandırmaya çalışılmalıdır.
Ferdî farklılıklar dikkate alınmalı ve öğrenciler motive edilerek derse katılmaları sağlanmalıdır.

İlkokuma ve yazma öğretiminde ülkemizde cümle tahlili de denilen "çözümleme yöntemi" kullanılmaktadır. Ayrıca bireşim ve karışık yöntem de ilkokuma ve yazma öğretiminde kullanılabilir.

Çözümleme (tahlil, analiz), problemin daha iyi öğrenilebilmesi için ögelerine ayrılması işlemidir. Çözümlemede asıl olan, bütünün anlamlı ögelere ayrılmasıdır. Bütünün anlamsız ayırım işlemi çözümleme olmayıp, parçalamadır.

Öncelikle ilkokuma ve yazma çalışmalarına başlamadan çizgi alıştırmaları yaptırılmalıdır. Öğrencilerin parmak hareketlerine hâkim oldukları hissedildiğinde çözümlemeye başlanır.

İlkokuma ve yazmada, öğrencilere çevresinden tanıdıkları, ilgi çekici yeterince cümle verildikten sonra, bu cümlelerde kelime, hece ve harfe doğru giderek izlenen yol çözümlemedir. Fakat, cümle tahlilindeki bu çözümlemede kelimeler anlamlı, kesilen bazı heceler anlamsız olabilir. Bu istisnaî bir durumdur.

Bu yöntem hakkında İlkokul Programı'nda şöyle denmektedir:

"İlkokuma ve yazmaya öğrencilerin anlayabilecekleri kısa cümlelerle başlanmalıdır. Zamanla bu cümleler kelimelere, kelimeler hecelere bölünmelidir. Daha sonra heceler içindeki harflerin sesleri sezdirilmeye çalışılmalıdır."

Kullanılacak cümleler mutlaka öğrencinin kelime hazinesinden seçilmelidir. Meselâ, bir köy okulunda "Ali cips al." cümlesi yerine "Ali ata bak." cümlesi; bir şehir okulunda da "Oveyavara gitti." cümlesi yerine "Oya eve gitti." cümlesi tercih edilmelidir.

İlkokuma ve yazmaya emir cümleleriyle başlanması eleştirilse de, öğrenciyi motive eden bu tür cümlelerin hiç olmazsa başlangıçta yer almasında fayda vardır.

Çözümlemede öğretilecek cümle önce öğretmen tarafından söylenir ve öğrencilere tekrar ettirilir. Daha sonra hazırlanan cümlenin büyük fişi öğrencilere gösterilir, cümle içeriği oyunlaştırılır, tahtaya ve deftere yazdırılarak pekiştirilir. Öğretmen, öğrencilerin evde çalışabilmeleri için küçük fişler de dağıtabilir.

Yeni cümleler verilirken, öğrencilerin büyük çoğunluğu tarafından daha önce verilen cümleler içinde iyice kavranan kelimeler tanıtılmaya başlanır. Bu işlem iyice tanınan kelimeleri hece olarak tanıtmaya ve son olarak da harfleri sezdirmeye kadar devam eder.

Kelime aşamasında yeni cümleler, hece aşamasında yeni kelimeler ve harf aşamasında da yeni heceler yapılmalıdır.

Öğrencilere sessiz harflerin bağımsız olarak tanıtılması sakıncalı olup, bu harfler sesli harf sonuna gelecek biçimde (aç, ad, af, ağ, ah, ek, il, ön, iş, at, ev) anlamlı heceler yardımıyla sezdirilmelidir. Öğrencilere çözümlemenin her aşamasında öğrendikleri hecelerle yeni kelime, cümle ve metinler yapılıp okutturulmalı ve yazdırılmalıdır. Bu tür bir yöntemle çalışmanın sonunda, öğrencilerin arkası arkasına serbest okuma ve yazmaya geçtikleri gözlenecektir.

Bireşim (terkip, sentez), ögeleri birleştirerek bir bütün oluşturma işidir. Okuma ve yazma öğretimine harflerden başlama metoduna sentez denmektedir. İlkokuma-yazama öğretimine "sesli harfler" tanıtılarak başlanır. Daha sonra sesli harflerin yanına "sessiz harfler" getirilerek anlamlı heceler (aş, iş, iğ, ez) yapılır. Anlamlı olarak öğrenilen bu heceler başka hecelerle birleştirilerek kelimeler elde edilir ve son olarak bu kelimelerden cümle yapılır.

Bireşim, çocuğun psikolojik kavrama özelliklerine ters bir yöntem olduğu ve Türkçenin yapısına tam uymadığı için, ilkokuma ve yazmada fazla tercih edilmemektedir. Bu yöntemde çocuk zor bir kelime veya hece ile karşılaştığında daha önce okuduğu heceyi tekrar edip duracaktır. Bu nedenle, bu yöntemle akıcı ve hızlı okumanın sağlanması mümkün değildir. Ayrıca bireşimde çocukların cümleyi bütün olarak algılamaktan ziyade kelime olarak algılamaya yönelmeleri, konuyu anlamalarını da zorlaştırmaktadır.

Karışık Yöntem; cümle, kelime, hece ve harflerin hep birlikte verilerek okuma ve yazmanın kısa bir sürede gerçekleştirilmesini sağlayan bir yöntemdir. "Ali ata bak." cümlesi ile birlikte, "masa", "baba", "dayı", "okul" gibi kelimeler, "aş-iş-aç-ev-kır-kel-koç-ma-ne" gibi heceler ve sesli harfler verilir. Bunlar kavrandıkça yenileri verilir. Kısa bir sürede öğrenciler kullandıkları hecelerin kelime ve cümlelerde geçtiğini farkederler. Hece ve kelimelerle yeni kelime ve cümleler oluşturulur.

Bu yöntem çok kısa sürede okuma ve yazmayı öğrenmeyi sağlasa da, öğrencilerin kelime ve heceleri birbirine karıştırması ihtimali içinden çıkılamaz bir duruma sebep olabilir. Fakat kısa dönemli ve yetişkinlere yönelik okuma ve yazma kurslarındabu metod rahatlıkla kullanılabilir.
 
b) Okuma-Anlama Öğretimi

Öğrencilerin yazılı şekillerden anlam çıkarmaları, okumadır.

Okumanın üç ana bölümü vardır ki, bunların ilkinde kişi yazılı sembolleri algılar, ikincisinde sembolleri sese dönüştürür ve son olarak da okuduğunun anlamını çözer.

Okumanın ana amacı, üçüncü merhale olan "okuduğunu anlama derecesini" yükseltmektir. Meselâ, bir öğrencinin "Okul" kelimesini gördüğünde zihninde okulu tasavvur etmesi ve bu kelimeyi okuması; öğrencinin hem bu kelimeyi okuduğunu, hem de kelimenin içeriğini anladığını gösterir. Okuma bilen, yazılı kaynaklardan faydalanarak bilgi dağarcığını ve kelime hazinesini zenginleştirecektir. Anlama da, çok okumak ve araştırmakla kazanılan bir kabiliyettir.

"Okuma, gözlerin, ses organlarının çeşitli hareketleriyle, mânayı kavramayı sağlayan zihin çalışmalarının neticesi olan karmaşık bir süreçtir. İyi bir okuma, bu hareketlerdeki uyumluluğa bağlıdır.

Okumada ilk faaliyet, yazı işaretlerinin kavranmasıdır. Göz, bir yazıyı okurken satır üzerinde kayarak ilerlemez; birbiri arkasına sıçramalar yaparak satırın belirli bir parçasını görür, her sıçramanın arkasında belirli bir duraklama yapar, sonra yeni bir vaziyet alarak satırın diğer bir parçasına geçer. Asıl okuma, bu sıçramalardan sonra gözün belli bir noktaya dikildiği duraklama sırasında olur. İyi bir okuyucuda satırın bir sıçramada kavranan kısmı, zayıf okuyuculara nazaran daha uzun ve bunun için de duraklamalar daha azdır. Göz okunan kelimelere ne kadar alışık ise bir sıçramada kavradığı alan da o kadar geniş olur. Kelime klişelerine ve bunların muhtevalarına alışık olmadığı zaman göz, satır üzerinde ilerleme ritmini bozan birtakım gerileme hareketleri de yapar. Gerileme hareketleri, çabuk okumayı ve okunanı çabuk anlamayı güçleştirir. Sesli okumada satırın gözle kavranan parçası, seslendirilen kısımdan daha uzundur. Hattâ başlangıçta böyle bir mesafe yoktur. Bütün bunlar, gözün okuma sırasında harfleri teker teker değil, kelimeleri genel şekilleriyle, hatta satırın büyükçe bir kısmını bir anda kavradığını ortaya koymaktadır.

Okumanın asıl amacı mânayı kavramak olduğuna göre, kelime şekillerinin, anlamlarıyle aynı zamanda kavranması gerekir. Mâna hem kelimelerin özel şekillerini tanımaya, hem de söz gelişinden faydalanmaya hizmet etmesi bakımından, okumanın en önemli öğesini teşkil eder."

"İyi bir okuyucuda, satırın bir sıçramada kavranan bölümü, zayıf okuyucularınkine göre daha uzun ve bunun için de duraklamalar daha azdır. Göz, okunan kelimelere ne kadar alışık ise, bu sıçramada kavradığı alan da o kadar geniş olur. Kelime klişelerinde ve bunların anlamlarına alışık olmadığı zaman göz, satır üzerinde ilerleme ritmini bozan birtakım gerileme hareketleri yapar; bu hareketler çabuk okumayı ve okunanı anlamayı güçleştirir. Sesli okumada satırın gözle okunan parçası, seslendirilen bölümünden daha uzundur. Bu göz ses uzaklığı, zayıf okuyucularda kısa, iyi okuyucularda daha uzundur. Hattâ okumaya yeni başlayanda böyle bir uzaklık yoktur. Bütün bunlar, gözün okuma sırasında harfleri teker teker değil kelimeleri genel biçimleriyle, hattâ satırın büyük bir parçasını bir anda kavradığını ortaya koymaktadır."

İyi okuyan bir öğrencinin, bir satırı birkaç göz sıçraması ile algılanması gerekir. Okuma, her bir sıçrama arasındaki duraklamalar esnasında olur. İyi okuyamayan öğrencilerin satırı kavrama bölümü daha fazla göz sıçraması gerektireceğinden, duraklamalar daha fazla olacak ve okuma hızı düşecektir. Okuma becerisine yeterince sahip olan bir kişinin gözü, her sıçramada 18-20 harfi görecek ve zihninden geçirecektir. Sessiz okumada bu tür tekniği kullanabilen yetişkinin bir kişinin dakikada 600-800 kelime okuyabildiği görülür.

Okuma "sesli okuma", "sessiz okuma", "inşat", "sindirerek okuma", "hızlı okuma", "seçerek okuma" gibi türlere ayrılır. Sesli okumada gözün her sıçrayışında gördüğü bölgenin dil ile ifadesi de işleme dahil edileceğinden, okuma hızı sessiz okumadan daha yavaş olacaktır.

Hayatta en çok yer alan okuma şekli, sessiz okumadır. Sessiz okuma, çocuğu kendi kendine çalışmaya alıştırır, zaman ve enerjiden tasarrufu temin eder. Bunun için hem okulda, hem de okul dışında çocukların sessiz okumalarına bol fırsat ve imkânlar hazırlamalıdır. Daha ilk sınıftan itibaren sessiz okuma alıştırmaları yapmalı ve bunun arkasından da okunanların anlaşılıp anlaşılmadığını bir konuşma ile kontrol etmelidir.

Okunan bir metni iyi dinleyen ve izleyebilen öğrencilerin anlama yeteneği artar. Dilini kullanmasını bilen bir öğrenci kendisine anlatılan bilgi veya düşünceyi kavramada zorluk çekmez. Yazılı metnin anlaşılması sözlü anlatımdan daha zordur. Anlatıcının tavırları, jestleri ve mimikleri konuyu dinleyenlere yardımcı olabilir. Metni anlamak için kişinin o metinde yer alan kavramların anlamlarını bilmesi veya araştırması gerekir.

Okuma-anlama için başlı başına bir yöntem söz konusu olmamakla birlikte, konunun anlaşılabilir hale getirilmesinde dramatizasyon, taklit, demonstrasyon, resim ve çizimlerden yararlanılabilir. Öğrencilere anlamayla ilgili olarak; resim yorumlatma, konuya uygun başlık ve konu kahramanlarını buldurma, konuda geçen olayın yerini ve zamanını farkettirme çalışmaları yapılabilir. Bunların dışında okuma ile ilgili birçok teknikler geliştirilmiş bulunmaktadır.

Okuma öğretiminde, grup çalışmalarının sağladığı avantajlardan da faydalanmalıdır. Öğrenciler gerek başarı düzeylerine gerekse ilgi ve becerilerine göre gruplara ayrılabilirler. Homojen okuma grupları oluşturarak yapılacak öğretim (Joplin modeli), çok daha başarılı sonuçlar verecektir.

Öte yandan, tek tek çocuklara özel okuma programları uygulamak da bazen çok yararlı olacaktır.

1936 İlkokul Programı, inşat (etkili okuma - yüksek sesle şiir okuma) üzerinde durmakta ve öğrencilere bir parçanın inşat ettirilmesi konusunda şu önerilerde bulunmaktadır:

"Talebe bir parçayı inşat ederken, parçayı doğru ve tabii olarak ve parçanın mânasına uygun gelen bir eda ile inşat etmelerine dikkat edilecektir. Talebenin bu parçayı inşat ederken gayri tabii birtakım seslerden, hareketlerden ve işaretlerden sakınması lâzımdır."

İnşat sırasında öğrencilerin ölçüsüz bağırmalara ve gereksiz jest ve mimiklere engel olunmalıdır. Öğretmen, öğrencilerini bir sanatçı veya bir hatip gibi okumaları için zorlamamalıdır. Etkili okunacak metinler, millî gün ve kahramanlık yazı ve şiirleri olabilir.

Öğrencilere ilk yıllarda konuşmayı akıcı kılmak açısından çok kısa şiirler ve basit tekerlemeler ezberlettirilebilir. Bu tür çalışmalarda uzun şiirler verip, öğrencilerin zihinlerini aşırı zorlamak yanlıştır. İnşatın amacı güzel ve vurgulu okumak olduğuna göre öğrencinin bir şiiri kağıt veya kitaptan okumasında da sakınca yoktur. İnşat öğretiminde güzel şiir okuyan, güzel konuşan kişiler dinletilebileceği gibi, kasetler dinletilip, televizyondaki konuşmacılardan da yararlanılabilir.
 
c) Sözlü ve Yazılı Anlatım Öğretimi

Sözlü ve yazılı anlatımın genel amacı, öğrencilerin okuduklarını, gördüklerini, yaşadıklarını, duyduklarını, inceleyip araştırdık-larını, hayal ettiklerini ve düşündüklerini sözlü ve yazılı olarak ifade etmelerini sağlama becerisi kazandırmaktır.

Konuşma olarak da nitelendirilen sözlü anlatım, kişinin görüp yaşadığı bir olayı; duygu ve düşüncelerini düzgün bir ifade ile anlatabilmesidir. Buna kısaca "konuşma" denir.

Konuşma, her dil dersinin temelidir. Öğretmenler öğrencilerinin duygu ve düşüncelerini ifade etmelerini sağlamak amacıyla, onları devamlı konuşturmaya çalışmalıdırlar.

Sözlü ve yazılı anlatımı sadece Türkçe dersine has düşünmek yanlıştır. Sözlü anlatıma ayrı bir ders saati ayırmaya gerek olmayıp, diğer derslerin öğretiminde de sözlü anlatımdan araç olarak faydalanılmalıdır.

Sözlü anlatım (konuşma) öğrencinin derslere aktif katılımını sağladığı için her dönemde teşvik edilmiş ve öğretmenlerin bu konuda hassas davranmaları istenmiştir. Öğrenci bir şeyi anlatırken öğretmen, onun sözünü sık sık kesmekten sakınmalıdır. Arada ifade yanlışlıkları yaparsa öğretmen bu yanlışların düzeltilmesini öğrencinin sözünü bitirmesine bırakmalıdır.

Çocuklar okula ilk geldikleri günlerde içinde bulundukları yörenin ağzıyla konuşurlar ve bu normaldir. Öğretmen yöre diliyle konuşmaları ilk anlarda görmezden gelmeli, öğrencileri güzel konuşmaları için zorlamamalıdır. Aksi halde öğrenciler öğretmeni sevmeyecek ve derse ilgileri kalmayacaktır. Bunun yerine öğretmen kendisi örnek konuşmalar yapmalı ve güzel konuşan öğrencilerden faydalanmalıdır. Çünkü diğer öğrenciler bunu gözlemleyecek ve taklit etmeye çalışacaklardır.

Sözlü anlatımda yaparak-yaşayarak öğrenmeden faydalanılır. Gözlem gezileri sonrasında çocuk görüp, yaşadığı bir olay veya durumu anlatabilir. Gözlem ve incelemenin en göze çarpan özelliklerini anlatabilir. Sözlü anlatımı geliştirmek için eğitici oyunlardan da faydalanılabilir. Bu oyunların yarışma haline getirilmesi ile motivasyon artırılabilir.

Öğrencileri araştırmaya sevk etmek de, onların anlatım kabiliyetini geliştirir. Çünkü araştıran ve yeni şeyler keşfedenlerin başkalarına söyleyecek bir şeyleri bulunur.

Öğrencilerin anlatım kabiliyetlerini geliştirmek için tartışma ve soru-cevap yöntemlerinden de faydalanmak gerekir. Araştırma ve gözlemlerden elde edilen bilgileri öğrenciler kendi aralarında tartışmalıdır. Öğrenci sayısının fazla olduğu sınıflarda her öğrenciye konuşma hakkı verebilmek için öğrencilere küme çalışmaları yaptırılmalıdır. Öğretmen bu tür çalışmalarda sadece rehber olmalı, öğrencileri konuşturmaya sevk etmelidir. İyi öğretmen, konuşmaktan çok konuşturmayı tercih eden öğretmendir.

Öğretmen, öğrencilerin derste anlatılan konuları canlandırması yoluna giderek ilgiyi artırabilir. Bu, dramatizasyonla mümkündür. Öğrencilerin dramatizasyonda yazılı bir tiyatro veya piyesi oynamaları söz konusu değildir. İlkokul birinci sınıftan itibaren yapılabilecek oyunlaştırma (dramatizasyon) çalışmalarında öğrenciler kendilerini, gördüğü, yaşadığı, okuduğu veya duyduğu konularda geçen kişilerin yerine koyarak olayı temsil ederler.

Sözlü anlatımda "devamı nedir?" tekniğini kullanılarak yarım bırakılmış bir olay, masal, hikâye de öğrencilere tamamlattırılabilir.

Yazılı anlatım (tahrir), öğrencilerin sözlü olarak ifade ettiklerini yazmaları demektir. Söyleneni yazma işi daha zordur. Belli kurallar gerektirir. Öğrenciler yazılı anlatıma ilk başladıklarında çok basit şeyleri düşünmeleri ve bunları yazmaları istenmelidir. Bu konudaki becerileri arttıkça, öğretmen, öğrencilere gezi, inceleme, gözlemler sonrasında görüp yaşadıklarını yazdırabilir. Hayalî konular, kişileri tasvir ve portreleri yazdırma gibi konular da yazılı anlatım kapsamında düşünülmelidir.

Yazılı anlatımda öğrencilere yeterince zaman verilmeli, öğretmen yazdıracağı konuyla ilgili zamanı iyi ayarlamalıdır.

(Yazılı anlatım) "çocuğa gördüğünü, yaşadığını, duyduğunu, sonraları da imgelediğini, okuduğunu ve düşündüğünü yazı ile doğru, maksada uygun ve güzel olarak anlatma yetkisini kazandırmaktır."

Öğretmenler yazılı anlatımda "Görüp, yaşadığınız bir trafik kazasını yazınız." diyerek, çocukları yaşanmış veya izlenmiş bir olayı yazmaları konusunda zorladığı takdirde, bazı öğrencilerin trafik kazası görüp yaşamamaları sebebiyle sıkılacakları veya uydurma bir anlatımda bulunacakları bilinmelidir.

Öğrencilerin yazılı anlatımda imlâ kurallarına ve yazı ilkelerine uymaları sağlanmalıdır. Yazılı anlatım çalışmalarının kontrol edilmesi şarttır. Bu tür bir kontrolde (değerlendirme), yazının imlâ kurallarına uygunluğu, anlatımdaki içtenlik ve sadelik, Türkçe'yi doğru ve güzel kullanma, öğrencinin tasvir gücü ve düşünme yeteneği (mantıkîliği), gözlem ve incelemeye uygunluk gibi noktalar göz önüne alınmalıdır.

Değerlendirme sonucu yapılan yanlışlar düzelttilmeli, eksikler tamamlanmalıdır. Düzeltme, öğretmen tarafından veya öğrencinin kendisine yaptırılabileceği gibi, arkadaşlarına, kümeye, veya sınıfa da yaptırılabilir. Yanlış buldurmada öğrencinin bizzat kendinin yanlışını bulması ve düzeltmesi ile hem tekrar sağlanmış, hem de öğrencinin o tür bir yanlışı birdaha yapmasının önüne geçilmiş olur.
 
d) Dilbilgisi Öğretimi

Dersin amacı, öğrencinin Türkçeyi doğru anlama, konuşma ve yazmasını sağlamaktır. Bu amaç İlkokul Programında, "çocuklara kendi dillerine giren kelimelerin doğru yazılışını ve belli başlı imlâ kurallarını öğretmek" şeklinde yer almıştır. Türk dilinin fonetik olması (söylendiği gibi yazılması), kişilerin kelimeyi söyledikleri gibi yazmalarına yol açmakta; bu da imlâ yönünden hatalara sebep olmaktadır. Kurallı yazabilmenin ilk şartı doğru telaffuz edebilmektir.

Dilbilgisi, bir milletin dilinin esaslarını öğreten bir ders olması dolayısıyla, bunun okullarda önemli bir yeri bulunması lâzımdır. Ancak çocuk psikolojisine uygun bir dilbilgisi öğretimi gerçekleştirilmek şartıyla. Aksi halde bu, ilkokul talebeleri için hakikaten bir dert olabilir.

Dil öğreniminde taklidin büyük yeri vardır. Dilbilgisi becerisini kazandırmak için, doğru yazılmış okuma parçalarından faydalanılabilir. Okuma parçasındaki dilin kullanılış tarzına benzer, örnek çalışmalar yaptırılarak kuralı ezberletmek yerine, kuralı doğru kullanma ve konuşma alışkanlığı kazandırılmalıdır.

İlkokulun ilk yıllarında dilbilgisi ile ilgili terimler kullanılmaz. Birinci yıl çocukların bazı seslerde zorlandıkları, hattâ o sesleri çıkaramadıkları, vurguları yuttukları görülür. Bu tür yanlışlıkları önlemenin yolu çocuğun dikkatini çekmek ve kelimelerin yazılışlarını da doğru öğretmekle mümkündür. Dilbilgisi konularının soyut ve zihne dayalı olmasından dolayı öğretiminde "tümevarım" ve "tümdengelim" kullanılır.

Tümevarım, zihnin olaylardan yola çıkarak genel kanuna ulaşması yoludur. Öğretmen önce bir takım örnekler vererek öğrencinin kurallara ulaşmasına yardım eder. Dilbilgisinde örneklerden yola çıkarak genel kurala ulaşılmasına tümevarım denilir. "Fiil" konusu öğretilirken, tanım verilmeden iş, oluş, hareket bildiren kelimelere dikkat çekilir ve fiil örneği olan kelimeler verilir. Bu kelimelerin özelliklerinden yola çıkılarak fiilin tanımı öğrencilere yaptırılır.

Tümdengelim, zihnin kanunlardan yola çıkarak olaylara ulaşması yoludur. Bütünden parçaya doğru bir yol izlenir. Soyut düşünmeyi gerektirdiği için ilkokulun ikinci devresinde kullanılmalıdır. Meselâ, ismin beş hali olduğunu bilen çocukların, değişik isimlerin beş halini söyleyebilmeleri gerekir.

Dilbilgisi çalışmaları içerisinde düşünülmesi gereken bir başka faaliyet de, noktalama işaretlerinin doğru ve yerinde kullanılmasıdır. Bu işaretler yazının doğru anlaşılmasında en büyük yardımcıdır.

Dil öğretiminde yaygın olarak kullanılan bir başka metod, doğrudan (direkt) dil öğretim metodudur. Bu, öğretim sırasında dilin çok iyi kullanılması ile, çocukların doğal olarak o dili iyi öğrenecekleri varsayımına dayanmaktadır. Bu nedenle, öğretmenleri konuşma, okuma, anlama ve yazma konularında çok iyi yetiştirmeli ve her derste öğrencilere örnek olmasını sağlamalıdır.

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter
Yorumlarınız için teşekkürler  Dosya indirebilmeniz için üye olmanız gerekmektedir.

«Benim naciz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.»  M. Kemal Atatürk


Konuyu Paylaş

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter
 

* Sponsor bağlantılar

* Profil Bilgileriniz

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

* DENEME SINAVLARI

* EV ÖDEVLERİ

* SORU BANKALARI

* TATİL ÖDEVLERİ

* YARDIMCI KAYNAKLAR