collapse collapse

* Konular

* Tavsiye bölümlerimiz

*     Kullanıcı Bilgisi

 
 
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

*     Kimler Çevrimiçi

  • Nokta Ziyaretçi: 1
  • Nokta Gizli: 0
  • Nokta Üye: 0

Çevrimiçi kullanıcı bulunmuyor.

* Son eklenen dosyalar

Hiç eklenti bulunamadı.

* Son konular

Yoksul Çoban Gönderen: Serdar Yıldırım
[Nisan 23, 2015, 10:21:43 am]


Şampiyon Ördek Gönderen: Serdar Yıldırım
[Nisan 22, 2015, 09:45:12 pm]


Deve Kervanı Gönderen: Serdar Yıldırım
[Nisan 22, 2015, 09:41:00 pm]


Dev Hamsi Gönderen: Serdar Yıldırım
[Nisan 22, 2015, 09:37:16 pm]


Oğlak İle Kartal Gönderen: Serdar Yıldırım
[Nisan 22, 2015, 09:36:33 pm]


Papağan İle Zürafa Gönderen: Serdar Yıldırım
[Nisan 22, 2015, 09:35:46 pm]

html_arka_plan

HAFTANIN VİDEOSU

BALIK AVI KANALIMIZ

İstek, dilek ve şikayetleriniz için mail adresimiz; anfora@derstekullan.com

Paylaşmak güzeldir, umuttur...

xxYoksul Çoban

Nisan 23, 2015, 10:21:43 am Gönderen: Serdar Yıldırım | Görüntülenme: 9 | Yorumlar: 0


Benim yazdığım Zavallı Çoban isimli masal Yoksul Çoban ismiyle youtubede çıktı.

Yazan: Serdar Yıldırım

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Masalın adını googleye yazdım ve youtubede çıktığını gördüm. Çok sevindim. Masal yazıyorsun, internete veriyorsun ve sonrasında masal kitaplarında, dergilerde yayınlıyorlar. Videolarını hazırlıyorlar. Sevgiyle kalın.

xxŞampiyon Ördek

Nisan 22, 2015, 09:45:12 pm Gönderen: Serdar Yıldırım | Görüntülenme: 11 | Yorumlar: 0


Şampiyon Ördek

Yazan: Serdar Yıldırım

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

xxDeve Kervanı

Nisan 22, 2015, 09:41:00 pm Gönderen: Serdar Yıldırım | Görüntülenme: 7 | Yorumlar: 0


Eskiden,  İran’da, İsfahan şehrinde, Cemal adında kervancı bir genç yaşardı. Kervan sahipleri kervanlarını çok güvendikleri Cemal’e gönül rahatlığıyla teslim ederler ve onun kervandak i malları kendi malıymış gibi koruyup, gözeteceğini bilirlerd i.

Günlerden bir gün, Cemal  İsfahan’dan kuzeydoğudaki Meşhet’e gitmek üzere, kumaş yüklü deve kervanıyla yola çıktı. Kervan  birkaç gün sonra  Deştikebir Çölü’ne   vardı. İlk bakışta uçsuz bucaksız gibi görünen 400 km.lik  bir kum yığını. Oralardak i bir kuyudan su tedarikin i yapan kervan çöle girdi. Aradan bir hafta geçti. Kervan  dıştan bakıldığında çölde ağır ağır ilerliyor du, her şey yolundaydı.

Ama  içten içe kaynayan bir kazan gibiydi. Bu kazanı başdeve  kaynatıyordu. Başdeve  kervandak i yirmi devenin başıydı. Mola verildiği zaman devamlı konuşur, bir şeyler anlatır, ötekiler de sessizce dinlerler di. Başdeve  üç dört gündür havadan sudan konularla konuşmaya başlıyor, sonradan sözü liderlik konusuna getiriyor du. Koca kervanı neden bir eşek peşinden sürüklüyordu?  O  en önde olmasa olmaz mıydı?  Sanki o olmasa kervan gideceği yere varamayac ak mıydı?

“ Ben “ diyordu başdeve, “ Mısır’a gittim, Arabistan’a gittim, Yemen ‘e gittim, Anadolu’ya gittim. Yüce dağlar aştım, susuz çöller geçtim. Binlerce, on binlerce kilometre yol kat ettim.  İran’da gezmediğim, dolaşmadığım yer kalmadı. Bu Deştikebir Çölü’nden defalarca geçtim. Benim gibi doğuştan lider varken başınızda küçük eşek kim oluyormuş? Boy yok, post yok, bir de kervanın en önünde gider. Onun liderlik neyine? Gelin şu eşeği defedelim başımızdan. Lider ben olursam eğer her türlü iyiliği bekleyin benden. Yoruldum diyenin yükünü sırtımda taşıyacağım…”

Başdevenin aynı tarzdaki konuşmaları sonraki günlerde devam etti. Kervandak i  develerde n birkaçı önceleri eşeğin gitmesini istemedil er.

“ Kime ne zararı var garibin? “ dediler. “ Bırakalım önde o gitsin,  bizi  Meşhet’e  götürsün. Zaten hiçbir işimize karışmıyor. Molalarda bir kenarda tek başına oturuyor. Belli ki  bir derdi vardır, kimselere anlatamaz . Durup dururken günahını almayalım. “ 

Başdeve  böyle diyenlere karşı çıkıyordu:

“ Garip mi? Neresi garip bunun be? Acınmaz böylesine. Onun yemini, suyunu  biz  taşıyoruz, bir de kaprisler ine boyun eğecek değiliz. Nerede oturursa otursun, önemli olan,onu kervandan  uzaklaştırmak. “

Sonunda başdevenin kesin kararlılığı karşısında direnci kırılan birkaç deve, istemeye istemeye eşeğin gitmesine razı oldu.

Bir gece develer eşeğin yanına gittiler ve kervanda kendisini istemedik lerini söylediler. Eşek  bu duruma  karşı  çıktı.  Olmaz  dedi,  ben  bu  kervanı  terk  etmem  dedi,  bensiz  Meşhet’e varamazsınız dedi, pusulayı şaşırır, çölde kaybolurs unuz  dedi. Eşeğin sözlerine kulaklarını tıkayan, onun tepinmesi ne  aldırış  etmeyen  develerin  küfür  derecesin e  varan  hakaretle ri karşısında eşek, “ Ne haliniz varsa görün  “ diyerek çekip gitti.

Ertesi gün başdeve çalımla yürüyordu kervanın önünde ve arada bir arkasına  bakıp  gururla gülümsüyordu. Başdevenin fazlaca böbürlenmesi kervanın zararına oldu. Kervan  ilk günden başlayarak hedefinde n adım adım uzaklaştı ve güneybatıya doğru  geniş  bir  yay  çizerek, Kuhistan  Çölü’nün ortalarına  kadar  geldi. Günlerdir  diğer  develerin  ikazlarına  aldırış  etmeyen başdeve sonunda liderliği kaybetti. Pusula şaşırılmış,  kervan  Kuhistan  Çölü’nde kaybolmuştu. Yol yok, iz yok, ne tarafa gidilmeli ydi acaba?..

Günler sonra eşek çıkageldi. Develer sessizce eşeğin arkasında tek sıra oldular. Eşek  şaşkın şaşkın etrafına bakınan başdeveye,  “ Sen  en  arkada  yürüyeceksin  “ dedi.  Sonra  kervan Meşhet’e doğru yola çıktı.

Kervan Meşhet’e  doğru yola çıkmıştı ama başdeve hırsından kuduruyor du. “ Vay küçük eşek, vay…Demek sende böyle numaralar da varmış. Kovulduğun kervana geri dönecek kadar yüzsüzmüşsün. Bizi takip ettiğini nasıl oldu anlayamadım. Bilsem peşimizden geleceğini ne yapar eder seni engellerd im. Aldım mı ayağımın altına hamur gibi yoğururdum. Belki şimdi sen önde ben arkadayım ama buna güvenme. Hele bir Meşhet’e varalım sonrası kolay. Nasılsa İsfahan’a dönüşte kuyruğunu koparır öne ben geçerim, çünkü kuyruksuz eşeğin peşinden hiçbir deve gitmez. “  Kervan on gün sonra Meşhet’e vardı. Cemal kumaşları kervan sahibinin oradaki dükkanına teslim etti ve develere baharat yüklendi. Eşek önde, develer arkada, İsfahan’a  dönüş yolculuğu başladı. İlk günler pek sesi soluğu çıkmayan başdeve sonraki günlerde ileri-geri  konuşarak develeri kandırmak için çaba sarf etmeye başladı.

“ Sayın arkadaşlar, geçmiş geçmiş, biz bugüne ve yarınlara bakalım. Öyle böyle Meşhet’e geldik, şimdi İsfahan’a dönüyoruz. Meşhet’e gelirken bir süre kervanın liderliğini ben yaptım. Aslında ben kervanı Meşhet’e rahatlıkla götürürdüm ya nedense eşek geldi, kervanı Meşhet’e o götürdü. “

Başdeve konuşurken develerde n biri: “ Eşek gelmeseyd i biz Meşhet’e zor varırdık “ deyince başdeve: “ Sus, öyle anlamsız konuşma “ diyerek deveyi azarladı. “ Beni sen şaşırttırdın. Yok o yol yanlış bu yol doğru, yok oradan değil buradan gidelim diye diye yolu kaybettir din. Benim yolum doğru yoldu, eğer sen karışmasan Meşhet’e eşeksiz giderdik. Eşek dedim de aklıma geldi, bu eşek molalarda neden yanımıza gelmiyor? Neden bizimle konuşmuyor? Çünkü eşek bizleri önemsemiyor, bizi küçük görüyor. Onun gözünde biz pire kadarız. Şimdi soruyorum: Kendini pire kadar gören ortaya çıksın. Ben pire kadarım desin. İçimizde böyle biri yok, olmadığına göre de hepimiz eşekten üstünüz, lider de benim. “

Biraz önce başdeveye karşı çıkan deve:  “ Lider sen olamazsın, çünkü kervanın bir lideri var. Kervanın önünde giden liderdir yani eşek liderdir. “
Bunun üzerine başdeve ayağa kalktı: “ Eşek olsa olsa senin liderindi r. O ancak sana liderlik yapar. Sen bir hiç olduğuna göre eşek bir hiçin lideridir . Eşek bir hiçtir. “
“Hayır, eşek kanıyla,canıyla oradadır, ben de buradayım. Var olan bir şey hiç olamaz. Eşek hiç değildir, bense hiç değilim. “

Başdeve devenin sözlerine içinden güldü. Asıl amacı, eşeği ortaya çekip onunla kapışmaktı. Deve buna aracı oluyordu. Son söyledikleri gerekli ortamı hazırlamıştı. Başdeve ağzındaki baklayı çıkardı: “ Eşek orada sen buradasın. Eşek niye orada gelse ya buraya. “
Deve, başdevenin niyetini anladı. Birden acıdı eşeğe. Durup dururken eşeğin başı belaya girecekti . Keşke başdeveye karşı çıkmasaydı. Onunla laf kavgasına girmeseyd i. Artık geri dönemezdi: “ Eşek buraya gelir. Dur, gidip çağırayım.”

Deve, eşeğin yanına gitti: “ Özür dilerim. Rahatsız ettim. Başdeve sizi çağırıyor. “
“ Başdeve mi? Beni mi çağırıyor? Ne işi varmış benimle başdevenin? “
“ Efendim, yola çıktığımızdan beri sizin önde olmanızı hazmedeme di. Hep kendi önde olsun istiyor. Bütün amacı sizi kervandan uzaklaştırmak. “
“ İyi işte ben gitmiştim, ama kervan Kuhistan Çölü’nde kaybolmuştu. Geri dönmesem haliniz haraptı. “
“ Bunu ben de biliyorum . Hep başdeveye yanlış yaptığını söyledim, onu uyardım. Tutturmuş bir liderlikt ir gidiyor. Sizi kıskanıyor. Az önce kervanı ben Meşhet’e  götürürüm diyordu. Ben, eşek gelmeseyd i biz Meşhet’e zor varırdık dedim. Siz gittikten sonra onu şaşırttığımı, bundan dolayı yolu kaybettiğini söyleyip beni azarladı. “
Deve diğer konuşmaları da anlattıktan sonra eşek: “ Öteki develer neden başdeve ile birlik oluyorlar, ben onu anlayamadım? “
“ Ben de anlayamadım. İki-üç deve gönülsüz dinliyord u onu ama şimdi sesleri çıkmıyor. Mola verildiğinde başdeve hep konuşuyor, kendini övüyor. Siz yalnız başınıza bir kenarda dinleniyo rsunuz Hiç kendinizd en bahsetmiy orsunuz. Herhalde nedeni bunda aramak gerek.”
“ Demek istediğini anladım. Ben yıllardır kervan çekerim. Asla yolumu şaşırmadım, çünkü mola verilirke n gündüz güneşe, gece yıldızlara bakarak rotayı ayarlarım. Ne kadar yol gelindiğini, ne kadar yol gidileceğini hesap ederim. Eğer molalarda sizin yanınıza gelip başdeve gibi lak-luk yaparsam yolumu şaşırırım. Gel gidelim bakalım, başdeve ne diyecekmiş? “
“ Efendim, isterseni z gitmeyeli m. Başdevenin amacı kavga çıkarmak. “
“ Korkma canım, başdeve de kimmiş? Ben onu suya götürür, susuz getiririm . Başdeve kazdığı kuyuya düşecek.”

Eşek önde, deve arkada hızlı hızlı yürüdüler. Bu sırada deve düşünüyordu. “ Vay be, eşeğe bak. Canavar kesildi.  Kim bilir kim bu? Rakibi bir başdeve değil ki, başdevenin arkasında on sekiz tane deve var. Ama herhalde eşek boşa konuşmadı. Başdeveyi tuzağa düşürecekmiş? Plan hazır demek. Efeler gibi yürüyor. Ben böyle eşeğin yoluna baş koyarım.”
Deve: “ Efendim, sonuna kadar yanınızdayım. Ölürüm de ayrılmam sizden. “
Eşek: “  Sen cesur bir devesin. Doğruluktan ayrılma. Seni yardımcım yaptım. “
Deve: “  Teşekkür ederim, efendim. Bu göreve layık olmaya çalışacağım.”

Eşek başdevenin önüne gelince arka ayakları üstünde dikildi, ön ayaklarını beline dayadı, göğsünü şişirdi, kafasını yukarı kaldırdı, kaşlarını çattı: 
“ Evet, seninle konuşmak istiyorum, devecik. Kervandan ayrılıyorsun. Kervan, İsfahan’a gidiyor, sen Meşhet’e dönüyorsun.”
Eşek öylesine sert konuşmuştu ki, başdeve şaşırdı. Hem eşek emir veriyordu . Başdeve kekeledi: “ Devecik mi?!  Kim devecik? Meşhet’e niye döneyim? “

Eşeğin korkusuzl uğunu, başdevenin şaşkınlığını gören develer birer-ikişer eşeğin arkasında toplandılar. Bunda eşek olmadan İsfahan’a  varamayac akları endişesi önemli olmuştu. Başdeveye kalsa o kervanı Hazar Denizi kıyılarına götürürdü. Yalnız kaldığını gören başdeve ses çıkaramadı. Daha sonra develer bir daha başdevenin sözlerine aldanmaya caklarını söyleyerek, onun da İsfahan’a  gelmesini eşekten rica ettiler. Eşek, bu öneriyi kabul etti. Kervan, başka olay olmadan İsfahan’a  vardı.

SON


Yazan: Serdar Yıldırım


Arkadaşım Hayvanlar - "En Güzel Hayvan Masalları"
Karatay Yayınları
Bu kitapta bulunan benim yazdığım masallar şunlardır:

Deve Kervanı
Titrek Tavşan
Gölgesiyle Yarışan Tay
Bücür Zürafa
Şampiyon Ördek
Koşucu Penguen
İyiliksever Leylek

Yayın evleri beni fark ettiler. İnternetten bulup almışlar. Kitabın yayın yılı Temmuz 2009.
7-Mart- 2013 tarihinde Bursa Kitap Merkezi'nde tesadüfen elime geçti. Çok sevindim.
Şimdiye kadar çeşitli kırtasiye ve kitap satış noktalarından içinde 1,2,3,4..tane masalım olan 72 tane yardımcı ders kitabı, masal kitabı ve dergi buldum. İnternette site ve forumlarda okunan 120 tane masalım vardır. Oradan yayın evleri alıp yayınlıyorlar. Masallarım kitaplarda çıkmaya başlayınca bana bir heves geldi. Şu son 3 yılda 146 tane yeni masal yazdım. İşin parasal yönü yoktur. Benim çabam okuyucuya güzel eserler sunmaktır.


xxDev Hamsi

Nisan 22, 2015, 09:37:16 pm Gönderen: Serdar Yıldırım | Görüntülenme: 9 | Yorumlar: 0



Yavru hamsi annesi ile birlikte Karadeniz’de yaşıyormuş. Onlar sık sık deniz yüzeyine çıkıp etrafı seyrediyorlarmış. Yavru hamsi annesini sorduğu sorularla bunaltıyormuş:
“ Anne, bu dünya niye var? Sen neden varsın? Ben neden varım? Bu deniz niye dalgalı? Neden büyük balıklar küçük balıkları yiyor? “
 
Annesi yavru hamsinin sorduğu sorulara bir cevap bulamazken, yavru hamsi bir soru daha sormuş:
“ Anne, sen anne olmuşsun ama neden az büyümüşsün? Pek çok balığın yavrusu senden büyük. “

Bunun üzerine annesi: “ Yavrum, hamsiler en çok yirmi santimetre olurlar. Bizim cinsimiz böyle. Fazla uzamıyoruz. “

Yavru hamsi: “ Anne, balinalar yirmi metre olurmuş. Ben de büyüdüğümde yirmi metre olabilir miyim? Bunun için ne yapmam gerekir? “
 
Anne hamsi: “ Canım yavrum, beni geçen yıla döndürdün. Aynı şeyi ben de düşünmüştüm. O zamanlar senin kadar bir yavruydum. Palamut sürüsü, bizim sürüyle birlikte annemi de yutmuştu. Tek ben kurtulmuştum ama bu koca denizde yalnız ve çaresiz kalmıştım. Birden uzaklardan gökkuşağı belirdi. Gökkuşağının altından geçenin dileği kabul olurmuş. Çok uğraşmama karşın, gökkuşağına erişemedim. “
 
Yavru hamsi: “ Anne, gökkuşağının altından geçebilseydin, ne kadar büyümek isterdin? “

Anne hamsi: “ Dünya denizlerinde yaşayan en büyük balık olmak isterdim. Değil palamut beni yutacak, köpekbalıkları bile benden korkardı. “

Anne hamsi birden bakışlarını uzaklara çevirmiş. Gözlerini kısmış. Denizle göğün birleştiği yere yakın, çok uzaklarda, gökyüzünde, gökkuşağı belirmiş. İki ay önce deniz dibine kırk bin tane kadar yumurta bırakmış ama tamamına yakını deniz canlıları ve balıklar tarafından yenmiş, yutulmuş. Sadece bu, şimdi yanında olan ilk ve tek yavrusu yumurtadan çıkıp, dünyaya merhaba demiş. Onun sorduğu sorulara bakıp da bazı yaşam normlarına diş geçirebileceğini anlamış. Standartlar paramparça olmalıymış. Böylece denizaltı dünyasında hamsi, değişim geçirerek, yeniden doğarmış.

Anne hamsi: “ Bak yavrum, ilerde gökkuşağı belirdi. Git ve onun altından geç. Dilek dilemeyi unutma. “

Yavru hamsi hızla ileri atılmış. İşte gökkuşağı oradaymış. Hemen şimdi altından geçerim, diye düşünmüş. Aya giden füzeden daha hızlıymış. Yeryüzünün tüm karmaşasını önüne katmış, kovalıyormuş. Aniden önüne bir palamut çıksa ne yazarmış? Bir palamut değil, bin palamut bir damla duman olsa üfler geçermiş. Yavru hamsinin şansına gökkuşağı bu sefer yakındaymış. Gökkuşağının altından geçerken, dünya denizlerinde yaşayan en büyük balık olmak istiyorum, demiş.

Yavru hamsi hareketlerinin yavaşladığını fark etmiş. Başı dönüyor ve gözleri kararıyormuş. Ağır ağır ilerlemeye devam etmiş. Başının dönmesi geçmeye başlamış. Artık gözleri kararmıyormuş. Etrafında toplanan balıklar, hayret dolu bakışlarla ona bakıyorlarmış.

“ Ne kadar da büyük! “
“ Hamsi değil mi o? “
“ Hiç bu kadar büyük hamsi olur mu? “
“ Olmaz ama olmuş işte. “  diye konuşuyorlarmış.
“ Fazla yanına sokulmayalım, bizi yutmasın. “
“ Akıllım, hamsiler balık yemez ki, onlar planktonla beslenir. “
“ Kaç metre var bunun boyu? “
“ Yirmi metre var. “
 “ Hey, dev hamsi, sen bu boyla Karadeniz’de barınamazsın, okyanusa gitmelisin. “
 
Dev hamsi konuşmuş: “ Neden barınamazmışım? Ben bu denizde doğdum. Ben Karadeniz hamsisiyim. “
 
“ Normal boyutlarda olsaydın olurdu ama bu boyutlarda olmaz. Dev gövdeni besleyecek kadar plankton burada bulamazsın. Karadeniz’in iki yüz metreden aşağısında yaşam yoktur. Dar alanda hareketlerin kısıtlanır. Var git okyanusa dünya seni tanısın. “
 
Dev hamsi iki gün oralarda annesini aramış. Balıklardan öğrendiğine göre, hamsi sürüsü ile birlikte annesi de, palamut sürüsünü peşine takmış, İstanbul Boğazı’ndan Marmara’ya kaçmış. Zaten okyanusa gitmek için, Marmara’dan geçmesi gerekliymiş. Dev hamsi, annesini Marmara Denizi’nde arayacakmış.

Dev hamsi bir hafta boyunca annesini Marmara’da aramış ama bulamamış. Yavruyken palamutlara yakalanmayan annesi şimdi hiç yakalanmazmış. Balıkçı ağlarına takılmadıysa, bir yerlerde mutlaka saklanıyormuş. Bu iri cüssesiyle onu kıyıda, köşede araması olanaksızmış. Dev hamsi daha sonra Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Ege’ye, oradan da Akdeniz’e ulaşmış. Dev hamsiyi kıyılardan ve gemilerden gören insanlar fotoğrafını çekmiş.

Dev hamsi dört ay Akdeniz’de kalmış. Pek çok yeri gezmiş, dolaşmış. Burada yaşayan deniz canlılarıyla arkadaş olmuş. Birkaç yerde köpekbalıklarıyla karşılaşmış. Ortalama dört-beş metre boylarındaki köpekbalıkları dev hamsiye hayret dolu bakışlarla bakmışlar. Çok şaşırdıklarını söylemişler. Ona dostça davranmışlar. Nasıl olup da bu kadar büyüdüğünü sormuşlar. Dev hamsi de olanları anlatmış. Gördüğü ilgiden memnun kalmış. Daha sonra bir yılan balığının kılavuzluğunda Cebelitarık Boğazı’nı geçip, Atlas Okyanusu’na giriş yapmış.
 
Dev hamsi, yılan balığı ile birlikte, önce kuzeye doğru uzun süre gitmiş. İzlanda yakınlarına kadar gelmişler ama giderek soğuyan hava onları caydırmış. Ters yüz edip geri dönerek, Brezilya kıyılarına sokulmuşlar. Daha sonra güneydoğuya doğru yüzerek, Afrika’yı dolanıp, doğuya ilerlemişler ve Avustralya’ya ulaşmışlar. Dilden dile, gönülden gönüle dev hamsi adı ulaşmış ve dünya denizlerinde ünü giderek yayılmış. O, şöhret basamaklarını hızla tırmanmış.

On yıl sonra: İnsanlar arasında en çok tanınan kimmiş? Dünyada yaşayan yedi milyar insan varmış. Bu kadar insanın tanıdığı bir kişi olamazmış. Dünya denizlerinde yaşayan yüz milyardan fazla canlının hepsinin tanıdığı varmış ve o da, dev hamsiymiş.   

Okyanusa çıkalı beri aradan on yıl geçmiş ve dev hamsi on yaşına girmiş. Hamsiler, en çok dört yıl yaşarmış. Hamsi yine hamsi ama boyutları arttığı için, yaşam süresi uzamış. Dünyada insan dışındaki canlı varlıklar arasında yaşam süresi açısından şöyle bir kural varmış: Genelde küçük canlılar az, büyük canlılar çok yaşarmış. Yirmi santimetrelik hamsi dört yıl yaşarsa, yirmi metrelik hamsi kırk yıl yaşarmış. Bu bir doğru orantıymış. Balinalar ortalama kırk yıl yaşadığına göre, hamsi balinası da varsın kırk yıl yaşasınmış.

SON

Serdar Yıldırım

xxOğlak İle Kartal

Nisan 22, 2015, 09:36:33 pm Gönderen: Serdar Yıldırım | Görüntülenme: 9 | Yorumlar: 0



Bursa Hayvanat Bahçesi’nde kartallar için ayrılan yer çok büyüktü. Buradaki kartallar, tel örgülerle çevrili, yüksek yerde uçup duruyordu. Yorulanlar ise, kayaların üstünde oturuyordu. Pek çoğu yarını bekliyordu. Genç kartal Pena, yarın bekleme bahsini çoktan geçmiş, bugünü değerlendirme çabası içine girmişti. Tellerin yukarıdaki kayalara monte edildiği yerde kaçıp gidebileceği bir gedik açmıştı. Buradan kurtulup zengin olma düşüncesindeydi. Akıllıydı, zekiydi ama ikna kabiliyeti azdı. Diğer kartallardan birkaç kez borç istemiş ama kimse borç vermeye yanaşmamıştı. Ormana gitse, kim ona sermaye verir de firma kurabilirdi?

Kartalların bulunduğu yerin yan tarafında keçi ve koyunlar için ayrılan yer vardı. Baharın gelmesiyle birlikte keçiler ve koyunlar yavrulamış ve pek çok yavru dünyaya gelmişti. Pena keçi yavrularına oğlak, koyun yavrularına kuzu dendiğini biliyordu. Yavrular bir aylık olmuşlardı ki, son günlerde Pena’nın dikkatini bir oğlak çekmişti. Odi adındaki bu oğlak başına diğer oğlakları ve kuzuları topluyor, anlattıkça anlatıyordu. Günler geçtikçe keçiler ve koyunlar da oğlağın anlattıklarını dinlemeye başlamıştı. Pena bir gün çimenlerin üstüne indi ve yan taraftaki oğlağın anlattıklarına dikkat kesildi. Oğlak buradan kurtulup ormana gidince yapacaklarını anlatıyordu. Ormandaki bankalara başvuruyor, müthiş ikna kabiliyetini kullanıp kredi alıyor, kiralık bir yer bulup bankasını kuruyor. Orman hayvanlarından düşük faizle para toplayıp, yüksek faizle para veriyor. Havuzlu villalar, Ferrari arabalar, denizde yatlar, kotralar. Bol sıfırlı paraları, bankadan aktarıp şirketler kuruyor, holding patronu oluyor.

Genç kartal Pena, birkaç gün sonra oğlak ile anlaştı ve kendi bölümündeki gedikten çıkarak, oğlağı kucakladığı gibi, ormana doğru uçtu. Odi, Pena ile birlikte ormandaki bir bankanın genel merkezine giderek projesini anlattı ve on iki sıfırlı krediyi cebine koydu. Kiralık, büyük bir yer bulup, OĞLAKBANK’ı kurdu. Odi düşüncesini aynen uygulayarak kısa zamanda bankasını o ormanın sayılı bankaları arasına sokmayı başardı. Düşük faizle para topluyor, yüksek faizle para verince kar muhakkak oluyor. Odi birkaç ay sonra şirketler kurdu, holding patronu oldu. Ormanda zor duruma düşen ve iflasın eşiğine gelen bir bankayı ele geçiren Odi, Ferrari’den inip Limuzin’e bindi.

Odi kendine sırtlanları danışman tuttu ve bu danışmanların isteği doğrultusunda çalışmaya başladı. Danışmanların ilk isteği, Odi’nin, kartal Pena’yı yanından uzaklaştırmasıydı. Pena’nın, bensiz bir hiç olursun, sıfırlanırsın, bu sırtlanların yalanlarına kanma, diyerek çırpınması ve tüylerini yolması fayda etmedi. Odi, danışmanların isteğine uydu ve kartal Pena’nın görevine son verdi.

Aradan günler, haftalar geçtikçe, Odi’nin işleri bozuldu. Yanında kartal Pena olmayınca, şirket müdürleri, Odi’yi dinlemez oldu. Zor durumda kalan Odi fabrikalarını, yatlarını, kotralarını ve limuzinini sattı. İşçi ve memurların maaşlarını ödedi.
Odi son çare olarak ilk kredi çektiği bankanın genel merkezine gitti. Bankanın genel müdürü kredi veremeyeceğini Odi’ye söyledi.

Bunun üzerine Odi:

“ Efendim, daha önce bana kredi vermiştiniz ve borcumu ödemiştim. “ dedi.

Banka genel müdürü:

“ Onun orası öyle de o zaman arkanda sert bakışlı ve o bakışlarıyla beni korkutan kartal Pena vardı. Şimdi Pena yok. Herkes Pena korkusundan senin kurduğun Oğlakbank’a koştu. Para yatırdılar, yüksek faizle kredi aldılar. Pena’sız Odi bir işe yaramaz. Lafla benden kredi alamazdın, banka kuramazdın. Pena’yı kovmakla hata yaptın, bu hatanın sonucuna katlanmalısın. “

“ Oğlakbank darphane gibi para basıyordu ama elimden gitti. Banka işi bitti. Bu ormana ilk geldiğimde beş parasızdım ama umutluydum. Şimdi on parasızım ama umutsuzum. Sizce bundan sonra ne yapmam gerekir? “

“ Beni dinle ve geldiğin yere dön. Zira bu orman halkı düşene acımaz. Hele senin gibi, sıfırdan zirveye çıkıp düşene. Zirvede kalsaydın alkışlarlardı ama düştüğün için, seni linç ederler. “

“ İş bu kadar ciddi desene. Sonunda genç yaşta bu hayata veda etmek de var. “

“ Hayat bu. Genç, yaşlı dinlemiyor. Ancak kafası çalışanlar zulümden kaçıyor. “

Odi, banka müdürünün istediğini yaptı. Bursa Hayvanat Bahçesi’ne geri döndü. Başından geçenleri keçilere, oğlaklara, koyunlara, kuzulara anlattı. Yan taraftaki tel örgülerin ardındaki kartal Pena’yı işaret etti. Onun üstün bir kartal olduğunu ve kafasını çalıştırarak, fikir üreterek, kendi çizgisi doğrultusunda hayatı sorguladığını ve hayatın üstesinden geldiğini, bunun sonucunda harikalar yarattığını anlattı. Pena içinizden birini ormana götürmek isterse, onunla gidin ve ondan hiç ayrılmayın. Benim yaptığım hatayı siz yapmayın. “ dedi.

 
SON

Serdar Yıldırım

Sayfalar: [1]


* DENEME SINAVLARI

* EV ÖDEVLERİ

* SORU BANKALARI

* TATİL ÖDEVLERİ

* YARDIMCI KAYNAKLAR

* Aramıza son katılanlar